ailede kadın çalışmalı

AİLEDE KADIN ÇALIŞMALI…

 

 

 

1.Sizin anneniz çalışıyor olsaydı size  çalışmayan  bir  anne gibi zaman yıra bilir miydi.

Annelerimiz  sabahtan  aşama  kadar çocuklarıyla birliktedirler,fakat ekonomik anlamda istihdam edilmeyenler önemli olan sınırsız  zamanı  çocuklarla  geçirmek  değildir. Bu zamanın  nasıl  değerlendirileceğidir.annenin  çocuğa  ne  verebileceğidir..Bu zaman içinde çocuğa  psikolojik,sosyal eğitimin  sağlanmasıdır.Bunu da  ancak  eğitimli ve sosyal  bir  çevre inde  bulunan,belli bir  ekonomi  özgürlüğü kazanmış anneler  yapabilir.

Bizim çocuklarımız  sürekli duygu  sömürüsüne  göre yetiştiriliyor.Anne  ile  çok  zaman  geçiren  çocuk kimlik  bunalımı içine girer.kişiliği  gelişemez.ülkemizde  30 yaşın üstünde bireyler dahi hala aileleriyle yaşamaktadır.sizce  bu  nasıl bir moral değerdir.

Çocuklar 7 yaşına  kadar tüm  toplumsal  değerleri kazanır.

Sadece  bu değerleri uygulayışının niçinlerini 7  yaşından  sonar toplumsal  ilişkileri içinde  öğrenir.Bu evreyi annesinin  yanında toplumsal ilişkilerden  uzak  geçirirse niçinler  öğrenemeyecek,değerleri kafasına yerleştiremeyecek değerli olmayan  bir  çocuk  karşımızda olacaktır.

 

            2.Çalışan  bir  annenin  çocuğu ile  çalışmayan  annenin  çocuğu  eşit midir.?

 

Psikloji  insan  davranışıyla ilgilidir.Dolayısıyla  burada çalışan annenin çocuğunun davranışlar üzerinde etkili sorulmaktadır.

 

Çalışmayan  anne genellikle evde  mutsuzdur,alım gücü  yoktur,sosyal  hayat içinde

Olmayan  anne  ancak çocuğa  bunları  kazandırabilir.

Çalışan  bir  anne ise çocuğa neyi niçin yaptığını hayatını sorgulayıp düzene sokmasında da etkilidir.Kendi  bağımsızlığını  çocuğa da kazandırabilir.Annenin  çalışması  bu  noktada  çocuğa da sorumluluk  bilincini  yükler.

Çocuk böylece mutluluğunda, çalışmak ve gayret etmekle ilgili olduğunu keşfeder.

           

           3. Çalışan  kadın  kendine  zaman  ayırabiliyor  mu?

Çalışmayan zamanı  bol  olan kadınlarımız  bu zamanları nasıl  değerlendiriyor? Kendi  gelişimleri için  nasıl  bir  çaba  sarf ediyorlar? Kaç  kitap okuyor, ki  okuyorsa da bu  kitapları çocuğunun eğitimi için  nasıl  kullanıyor?

Çalışmayan zamanı  bol  olan  kadınlarımız kendi  fiziksel bakımlarını bile  göz  ardı  ediyor.Yapmak istese bile zamanı da  bol  olmasına  rağmen ekonomik  özgürlüğü olmadığı için   yapamıyor.çalışan  kadının  zamanı kullanma  becerisi  vardır,dolasıyla  daha planlıdır.

 

4.Çalışan  bir  anneye  sahip olmak,çocukların  gelişimini  etkiliyor mu?

Biz  çalışmak  isteyen veya ekonomik  nedenlerle çalışmak  zorunda  kalan kadınları  konuşuyoruz.Şunu unutmamak  gerekir,her kadın eşini ebeveynlerini kaybetmesi  nedeniyle çalışmak  durumunda  kalabilir.Bunun için  her  zaman  çalışabilir olmasında  yarar  vardır.Kendi  ayakları  üzerinde  durabilmesi,başkasına muhtaç  olmaması,onurunun  ve saygınlığının korunması bakımından  da  önemlidir..

 

 

 

 

            5.Neden bilim  kadını  değil de  bilim  adamı?

 

Sizlerde  biliyorsunuz  ki kadında  erkekte  ayni  haklara sahip eşittirler.Fakat  bazı  cahil  toplumlarda kadınların erkeklerden alt  düzeyde  olduklarına  inanılır.Ben  bunun  kadınların  bastırılmış duygularını,erkeklerinse kışkırtılmış  düşüncelerinin doğurduğu  bir  sonuç  olarak  görüyorum.

Oysa  kadınlar erkeklerin  kışkırtılmış baskısı  altında olmasalardı şimdi dünyada  bir  çok önemli  kadın bilgin, ve  kadın  edebiyatçı olacaktı.

Atatürk`ünde  dediği  gibi “Bir  toplumu  yetiştiren de  büyütende  ana dır “ Evet  gerçektende kız  yada erkek tüm  evlatları anneler yetiştirir.

 

Çocuklara  bakan,bulaşık,çamaşır  yıkayan,ütü  yapan,yemek  pişiren kısaca elinin  hamuruyla erkek  işine  karışmayan  kadınlarımız.

Acaba  kadın  deyince  herkesin  aklına  bu  mu  geliyor? Hiç  sanmıyorum.Elbette kadınların bir görevi de  mutlu  bir  yuva  kurmak çocuklarını  yetiştirmek ve  evinin  düzenini  sağlamaktır.Fakat  bir  kadın  ülkesi için  yararlı olmak insanlığa bir  şey  kazandırmak istiyorsa buna  hiç  kimse  engel  olamaz.

Hele  bu  hayat  şartlarında bir kişinin  kazancı normal  bir aileyi  zar  zor geçindirirken bir ailede kadının çalışmaması  anlamsızdır.

 

Sonuç  olarak kadının çalışması hem kendini toplumda kabul ettirmesi hem de  ülke  ekonomisine katkıda  bulunmasını sağlar.Bunlarda kadının  evde  oturmasından  daha  iyidir.

 

 

 

 

 

 

mesleği olan herkes çalışmalı. bu ülkenin çalışan insanlara ihtiyacı var

 

Kadın çalışmalı mı, çalışmamalı mı? Yıllardır süregelen bir tartışmayı masaya yatırmak ve bu konuda söz söylemek öncelikle cesaret işi. Çünkü bir kesim, “Kadın mutlaka çalışmalı. Ekonomik özgürlüğünü eline geçirmeden kadın problemlerinin hallolması mümkün değil” derken, diğer bir kesim tam tersini söyleyerek, “Kadının çalışması ilgisiz ve sevgisiz yuvaları oluşturuyor. Üstelik erkeğin çalışma alanlarını kısıtlayarak işsizlik problemini arttırıyor” diyerek, kadının çalışmasına şiddetle karşı çıkıyor.

Ben bu iki uçta da yer almak yerine, olaya daha farklı bir pencereden bakmak istiyorum. Öncelikle kadının çalışıp çalışmaması  kendisini ilgilendiren bir tercih. Ama kadının çalışmasına karşı çıkan kesim şöyle diyebilir bu durumda: “Kadının kendi tercihi olsa bile, sonuçta bu tercih aileyi zayıflatıyor ve ilgisiz yuvalarda sevgi başka yerlerde arandığı için parçalanmış bireylerin ve ailelerin sayısı gittikçe artıyor.” Fakat parçalanmış ailelerin tek sebebi kadının çalışması mı? Çalışmayan, evinde çocuklarıyla ilgilenen, onlarla gün boyu birlikte olan ailelerin de çocuklarında ve ilişkilerinde çok ciddî problemler yok mu? Bu durumda ailelerde ve ilişkilerde yaşanan problemin kaynağını kadının çalışması olarak değerlendirmek, olayın boyutlarını görmek açısından son derece sağlıksız bir sonuç ortaya koyar ki, bu da çözüm yerine problemi daha da derinleştirir.

 

Tükendikçe tükenmemek için…

Diğer taraftan, kadının problemlerine ekonomik özgürlük çerçevesinden baktığımızda, ekonomik özgürlüğünü kazanmış, kendi ayaklarının üzerinde duran kadınların da birçok açıdan problemlerinin olduğunu söylemek mümkün. Bu kez de, hem evde, hem dışarıda çalışan kadının, rolünü yerine getirememe duygusunun ezikliğiyle ruhunun acı çektiğini ve mutsuz olduğunu görüyoruz.  Çünkü toplumumuzda hâlâ kim ne derse desin, erkek ve kadın rollerinin belirli sınırlarını aşmak mümkün değil. Kocasına, çocuklarına, kendine, çevresine ve iş yerine yetmek için çırpınan kadının tükenmişlik sendromu yaşadığı bir vakıa. Ayrıca kadın da fıtraten bir müddet sonra evinde zaman geçirmek istiyor. Bu karmaşa içinde gelgitler yaşayan kadının kimlik bunalımı ve aidiyet problemi yaşadığı gerçeğini göz ardı etmek mümkün değil. Dolayısıyla yarınlara ertelenen mutlulukların, bir türlü bugünü olmuyor. Sonra tükendikçe tüketen bir kadına dönüşüyor. (Tükenmek ve tüketmek kavramı, kişinin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişki anlamında kullanılmıştır.)

 

Bu evdeki kadınlar için de geçerli olan bir durum. Çünkü iki tarafın da farklı alanlarda da olsa problemi bir yerde kesişiyor. Biri evde kendini tüketiyor, diğeri de bir çok işin arasında bölünmüşlük duygusuyla kendi ruhuna ulaşamıyor.

 

Çözüm yine kadında…

Aslında problemlerin kaynağı bireysel duruşta ve kadının kendine bakışında yatıyor. Bu durumda da çalışıp çalışmamak ikinci planda kalıyor. Bir anlamda kadın bireysel anlamda kendine yüklediği anlamın yaşamındaki rolünü yerine getiriyor. Bu anlam ne kadar kadının kendini tanımlıyorsa, bulunduğu yer ne olursa olsun onu kendi sınırlarının içinde olması gereken yere koymayı da başarabiliyor. İşte bu nedenle kadının rollerini ve bu roller içindeki önceliklerini iyi belirlemesi gerekiyor.

 

Sonuçta kadın her yerde çalışıyor ve üretiyor. Evinde de, tarlasında da, iş yerinde de… Nitelik, kadının gerçekten kendini keşfetmesinde ve bunu hayata aktarmasında yatıyor.

 

Kadın; evlat, eş, gelin ya da anne olmadan önce bir bireydir. Zaafları, arayışları, yanlışları, doğruları, sevinçleri, üzüntüleri, kayıpları ve kazançlarıyla o da Allah’a muhatap bir kuldur. Kendi varlığını keşfetmeden de, etrafında sorumlu olduğu kişilere faydalı olması mümkün değildir. Hayattaki kendi rolünü bilirse, diğer rolleri en anlamlı yere oturtabilir. Kadının çalışması ve çalışmaması meselesinden çok önce, bu vardır. Eğer kadın birey olarak kendi varlığının bilincinde değilse, ya da rolünü tam olarak bilmiyorsa, dönüşüm olarak ne kendine, ne de etrafına faydalı olması beklenemez.

 

 

Yorum Yaz